Mutluluğun Bilimi – Daniel Gilbert

Daniel -ya da eş dost arasında bahsettiğimiz şekliyle Dan- Gilbert son yıllarda mütemadiyen karşıma çıkan ve dikkatimi celbeden ilginç bir şahıs. Kendisi Harvard’da Psikoloji profesörü ve özellikle mutluluk üzerinde çalışıyor, hatta bu konuyla ilgili Stumbling on Happiness adında bir kitabı var [Edit: Türkçesi de varmış, okumak lazım]ve bir de blog yazıyor.

Daniel Gilbert / Fotoğraf: Marilynn Oliphant

Gelelim kendisinin ilgi çekici düşüncelerine. Aktaracağım sözler son birkaç haftadır ara kitabım olan(herhangi bir işe ara verince okunan kitaba ara kitabı deniyor, en azından öyle denmeli) Hayat Kitabı ‘ndan. Söylemeden geçmeyeyim, NTV Yayınları’ndan çıkan kitap günümüzün ünlü bilimcileriyle söyleşilerden oluşan ufuk genişletici bir eser. Kaçırmayın, bir tane alın derim.

Dan Gilbert ilginç bir analojiyle tüm insanlarda bulunduğunu iddia ettiği bir psikolojik bağışıklık sisteminden bahis açıyor ve şöyle diyor:

Psikolojik bağışıklık sistemini laboratuvar deneylerinde gösterdik. İnsanların da gündelik hayatlarında gözlemlediğini sanıyorum. Psikolojik bağışıklık sisteminin paradokslarından biri, fiziksel bağışıklık sistemi gibi, tetiklenmesi için kritik bir ızdırap seviyesinin, ciddi bir meselenin gerekmesi. Bu demek ki gerçek bir dram yaşadığımızda, bizi gerçekten üzen, yaralayan ve özsaygımızı veya mutluluğumuzu tehlikeye sokan olaylar yaşadığımızda harekete geçiyor psikolojik bağışıklık sistemi. Boşanma, bir ebeveynin kaybı ve iş kaybı bir insanın hayatta başına gelebilecek çok büyük hadiselerdir. Ve bunlar olduktan sonra süratle psikolojik bağışıklık sistemi harekete geçirilir. Ve bu da kişinin mutluluğu yeniden yakalamasına yardım eder. Küçük dramlar -İngilizcede “annoyances” dediğimiz şeyler- bu psikolojik bağışıklık sistemini harekete geçirecek kadar güçlü değildir. Dolayısıyla sadece birazcık üzerler, ama birazcık üzmeye devam ederler. Belki de daha iyi şöyle söylenebilir: insanlar küçük dramları rasyonalize etmez. Ama büyükler, mesela karımın beni terketmesi, sistemi harekete geçirir. Sistem harekete geçince şöyle derim: “Aslında hiç bana göre değildi, zaten o olmadan da mutluyum.”

(PBS) dünyaya farklı gözlerle bakmanı ve farklı hissetmeni sağlayan yeni bazı hikayeler kurguluyor. Ayakkabı bağını koparınca “Onsuz daha iyiyim” demezsin. “Hay aksi, yeni bağ lazım, sabahtan beri ayakkabı ayağımdan çıkıyor” dersin. Yani küçük rahatsızlıklar, büyük sorunlara nazaran, insanlarda daha uzun süreli sıkıntılara yol açıyor. Hastalık da iyi bir örnektir. Ayağını kırarsan bu konuda bir şeyler yapman gerekir. Evet, bu büyük bir müşkilattır ve hastaneye gidip gereğini yaptırırsın. Altı ayda ayağın iyileşir. Ama sorun sadece dizinle ilgili küçük bir şeyse, şöyle düşünürsün: “Yaşlandıkça böyle şeyler olur… Doktora gidecek kadar önemli değil…” Fazla can yakmaz, ama durmadan, sonsuza kadar can yakar, çünkü bu konuda hiçbir şey yapmazsın. Psikolojik bağışıklık sisteminin mantığı tam olarak budur.

Ünlü “parayla saadet olmaz” tartışması için de söyleyecek sözü var Danyel’in:

“Mutluluk parayla satın alınır mı?” sorusunun çok popüler iki cevabı var, evet ve hayır. Ruhani önderlerimiz “Hayır” diyor, cevabı bildikleri varsayılanlar, televizyona çıkarlarsa “Evet”. Her iki cevap da yanlış, fazla basit. Seni yoksulluktan orta sınıfa çıkarıyorsa, mutluluk parayla satın alınır. Ama orta sınıftan üst sınıfa çıkarıyorsa, mutluluk parayla satın alınmaz. Bu cevaplar üzerinde biraz duralım. Mutluluğun parayla satın alınamayacağını söylemek abestir. Meksika Şehri’ne gidip, çöp yığınları arasında yaşayan insanları görür de, birazcık parayla hayatlarının iyileştirilebileceğini anlamazsan, büyük bir yanılsama içindesindir demektir. Rahibin ya da hahamın ya da filozofun, “mutluluk yoksullukla ilgili değil” diye seni ikna etmeye çalışabilir. İnsanların hayatlarını değiştirdiğinde, onlara emniyet sağladığında, onlara yiyecek verdiğinde, onlara barınak sağladığında, insanların “başıma ne gelecek?” diye endişelenmesine gerek kalmadığında, hava durumu yüzünden endişelenmesine gerek kalmadığında, tıbbi bakım için endişelenmesine gerek kalmadığında, para epey büyük fark yaratır.  Ama… belli bir refah düzeyinde doygunluk oluyor. Amerikan doları bazında bu refah düzeyi, 2004’te, muhtemelen elli bin doları bulan bir yıllık gelir demek.

Kitapta çok kısaca geçen, ancak Danyel’in dile getirdiklerinin asıl ilginç kısmını oluşturanlar ise karar verme ve mutluluk ilişkisiyle ilgili hayli ilginç deneyler.

Bunları da TED’de yaptığı konuşmalarda dile getirmiş, biraz uzunca ama böyle tatlı tatlı konuşan bir adamı izlemek hiç sıkmıyor:

Bu ikinci konuşmanın sonunda yaptığı vurgularla adeta bir Kemal Kılıçdaroğlu havası yakaladığını söyleyebilirim. Takdir ve tebrik ettim kendisini.

Her iki konuşmayı da View subtitles‘a tıklayarak Türkçe altyazılı seyredebilirsiniz.

Keyifli seyirler…

Önemli Not: Daniel Gilbert ve düşünceleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler Scientific American’ın son sayısında bulunan şu makaleye bakabilirler, hatta makalede bahsedilen PBS belgeselini izleyebilirler. Bu arada kütüphanenin Scientific American (ve bir de Nature Reviews Neurology) aboneliği bulunmadığından bu makalenin tam haline ulaşamadığımdan makaleye ulaşanlar bu güzelliği benimle de paylaşsalar çok sevinirim, gerekirse şukularını da eksik etmem efendim.

Reklamlar
Comments
One Response to “Mutluluğun Bilimi – Daniel Gilbert”
  1. Güzel ve oldukça bilgilendirici bir yazı. Devamını bekliyoruz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

  • Ziyaretçi Sayısı

    • 32,875 ziyaretçi
  • Ziyaretçi Haritası

%d blogcu bunu beğendi: